Miras Hukuku
Miras hukuku, gerçek kişinin ölümü veya gaipliği halinde bu kişinin malvarlığının yani terekesinin Türk Medeni Kanununun öngördüğü şekilde, kimlere ve nasıl intikal edeceğini düzenleyen hukuk dalıdır. Murisin yani miras bırakanın, mirasçılara intikal edebilen mal varlığına tereke denir.
Murisin, terekesi üzerinde hiçbir tasarrufu olmaksızın, ölüm ya da gaipliği halinde, hak sahipleri sadece yasal mirasçılarıdır. Ancak muris terekesi üzerinde, saklı paylı mirasçıların paylar dışında ölüme bağlı tasarrufta bulunabilir, bu durumda yasal mirasçıların yanında atanmış mirasçılarda tereke üzerinde hak sahibi olacaktır.
Türk Medeni Kanunu’nda düzenlenmiş olan miras hukuku, ölümden sonra malların intikalini ve ölümden önce düzenlenen; vasiyet gibi ölüme bağlı tasarrufları da işlemesi açısından aile hukuku, eşya hukuku ve borçlar hukuku ile de yakından ilgilidir.
Hukukumuzda önemli bir yere sahip olması ve geniş bir hukuk dalı olması nedeniyle, miras hukuku davalarının da farklı özellikleri bulunmaktadır. Bazı miras davalarının nedenleri ise şu şekildedir:
- Mirastan mal kaçırma nedeniyle tapu iptal davaları
- Mirasta mal paylaşımı
- Mirasın reddi
- Tenkis davaları
- Vasiyetnamenin iptal edilmesi ve düzenlenmesi
1. Kimler Mirasçı Olabilir?
Miras Hukukunda mal paylaşımı yapılabilmesi için ilk olarak mirasçıların belirlenmesi gerekmektedir. Hukukumuzda yasal mirasçı ve atanmış mirasçı olmak üzere iki tür mirasçılık bulunmaktadır.
Yasal mirasçı, miras bırakanın bir iradesi olmaksızın doğrudan kanundan kaynaklanan ve miras bırakanın ölümü ile birlikte doğan bir miras hukuku statüsüdür. Miras bırakanın (muris) eşi, evlatlığı, alt soyu, kan hısımları ve devlet kanuni mirasçılardır.
Atanmış mirasçı, miras bırakanın kendi iradesi ile mirasının bir kısmını veya tamamını bıraktığı mirasçılardır. Önemle belirtmek gerekir ki; yasal mirasçılığın temelini zümre sistemi oluşturmaktadır. Mal paylaşımı sırasında yasal mirasçı sıfatıyla mirasta hak sahibi olabilmek için üç zümreden birine dahil olmak gerekir. Mal paylaşımı sırasında da zümre derecesi önem arz etmektedir.
2. Mal Paylaşımı
Türk hukukunda, mirasçısı olan terekelerde mal paylaşımı TMK hükümlerine göre yapılır. Mirasçısı olmayan bir kişinin ölümünde tüm tereke Devlet’e kalır. Mirasçılar, veraset ilamı (mirasçılık belgesi) ile tespit edilir.
Miras, kişinin ölümü ile açılır ve kendiliğinden bir bütün olarak mirasçılarına geçer. Mirasçılara kendiliğinden geçmesi esas olduğundan, başkaca bir hukuksal işleme gerek yoktur. Mirasçılar arasında kendiliğinden miras ortaklığı doğar.
Miras ortaklığının sona ermesi paylaşma, paylı mülkiyete dönüştürme, başka ortaklığa dönüştürme ve kendiliğinden sona erme şeklinde gerçekleşir. İzale-i şüyu bunlardan biridir.
Miras bırakanın ölüme bağlı tasarrufu bulunup bulunmadığına göre mal paylaşımı hükümleri farklılık gösterir. Ölüme bağlı tasarruflar vasiyetname ve miras sözleşmesi ile yapılabilir.
Mal paylaşımında, ölen kişi evli idiyse, öncelikle mal rejimi ele alınır. Ölenin mal rejimi tasfiye edildikten sonra tereke paylaştırılır.
3. Mirasçılar Miras Bırakanın Borcundan Sorumlu Mudur?
Miras bırakanın borçları sebebiyle mirasçıların da müteselsil ve şahsi sorumlulukları bulunmaktadır. Müteselsil sorumluluk nedeniyle her mirasçı borcun tamamından sorumludur. Şahsi sorumluluk nedeniyle ise mirasçılar, miras bırakanın borçlarından sadece tereke malları ile değil; kendi şahsi mal varlıkları ile de sorumludur.Bu sorumluluk miras açıldığı an başlamaktadır. Fakat alacaklıların mirasçılar aleyhine talepte bulunabilmeleri için; mirasçının kanunda belirtilen süre içinde mirası reddetmemiş olması gerekmektedir.Miras bırakanın alacaklısı, isterse mirasçıların hepsinden; isterse de içlerinden sadece birinden veya birkaçından alacağının tamamını talep ve tahsil edebilmektedir. Müteselsil sorumluluk gereği kendisine başvurulması sebebiyle tereke borçlarını ödemiş olan mirasçı ise; isterse diğer mirasçılara rücu ederek, ödediği bedelleri paylar oranında tahsil edebilir. Görüldüğü üzere mirasçıların tereke borçlarına ilişkin sorumlulukları kanunen geniş tutulmuştur. Kalan mirasın borca batık olması durumunda mirasın reddi veya mirasın hükmen reddi konuları gündeme gelecektir. Bu konular hakkında ise uzman bir miras avukatından destek alınması faydalı olacaktır.
4. Reddi Miras Nedir?
Reddi Miras veya diğer adıyla mirasın reddi; miras bırakanın ölümü üzerine yasal veya atanmış mirasçıların, ölenin her türlü borç ve alacaklarıyla birlikte oluşan mirasın hak ve yükümlülüklerini reddetmesidir. Terekenin borca batık olması durumunda veya mirastaki pasiflerin aktiflerden fazla olması durumunda gündeme gelmektedir.
Mirasçılar, mirasın gerçek reddi ve mirasın hükmen reddi olmak üzere iki şekilde mirası reddedebilmektedir.
Mirasın Gerçek Reddi: Ayırt etme gücüne sahip ve ergin olan mirasçılar, mirası reddettikleri yönündeki beyanlarını miras bırakanın son yerleşim yeri sulh hukuk mahkemesine bildirerek mirası reddedebilir. Bu beyan yazılı veya sözlü şekilde mahkemeye bildirilebilir. Önemli olan ise mirası kayıtsız ve şartsız şekilde reddetmeleridir. Şarta bağlanmış ret beyanı geçersiz olacak ve miras, mirasçıya geçecektir.
Mirasın reddi için kanunda üç aylık hak düşürücü süre öngörülmüştür. Bu süre atanmış mirasçılar için tasarrufun kendilerine resmen bildirildiği tarihte işlemeye başlar. Yasal mirasçılar için ise; mirasçı olduklarını daha sonra öğrendiklerini ispat etmedikçe miras bırakanın ölümünden itibaren işlemeye başlar.
Mirasın Hükmen Reddi: TMK M. 605/2’ye göre, miras bırakanın ölümü tarihinde ödemeden aczi açıkça belli ve resmen tespit edilmiş ise miras reddedilmiş sayılır. Hükmen rette bu şartların bulunması halinde bir irade açıklaması gerekmemekte ve kabul/ret için bir süre de öngörülmemektedir. Mirasın hükmen reddinin tespiti mahkemeden her zaman istenebileceği gibi, tereke alacaklılarının açtıkları davalarda da her zaman ileri sürülebilir.
